Ertuğrul Zengin / The Political and Social Thoughts of Satı Bey: Exploring the Ideology of an Ottoman Patriot

An abstract of the thesis of Ertuğrul Zengin for the degree of Master of Arts from the Atatürk Institute for Modern Turkish History to be taken December 2010

The Political and Social Thoughts of Satı Bey: Exploring the Ideology of an Ottoman Patriot

This thesis scrutinizes the political and social thoughts of an Ottoman intellectual Satı Bey who defended Ottomanism as a remedy to the problems of the collapsing Empire. Satı Bey besides being a successful bureaucrat was also an influential thinker who revised the old ideology of Ottomanism by placing the “individual” as the center of his thought. He synthesized the Young Turk ideology which prioritized a modernization program guided by the notions of “science” and “progress” with the Young Ottoman theme of vatan as the basis of the allegiances of the citizens to the state. He attached great importance to primary education to nurture “a new individual,” who as a loyal citizen of Ottoman Empire would be the bearer of modern thinking. Satı lived in an age of social and political turmoil when different agendas were formulated by the different ideological camps. As a committed Westernist and Ottomanist, he clashed with the leading intellectuals of his period, like the Turkish nationalist Ziya Gökalp, the thinker and educationist İsmail Hakkı Baltacıoğlu and the Minister of Education of his period, Emrullah Efendi. Especially his discussions with Ziya Gökalp are revealing to observe the similarities and differences, converging and diverging points of Turkish nationalism and Ottoman patriotism of his period. Satı’s discussion with Ziya Gökalp on the objective of education was transformed into a broad-based discussion of the existence of national consciousness as an entity.

Satı objected the existence of any transcendental entity above the realm of individual He rested on the will of the individual independent from the all external forces or ideological construction. However, Satı also recognized the shortcomings of such an individualistic formulation of Ottomanism while the Empire was confronting the danger of the dissolution in the ethnic lines. He was aware of the necessity to accommodate to his individualist and materialist ideology an idealist construction which would serve as a source of loyalty to Ottoman state. At this point he broke with the leading Westernist Young Turk intellectuals of Prince Sabahaddin and Abdullah Cevdet who regarded federalism a practical option for the state against dissolution. Although he criticized explicitly Committee of Union and Progress after the departure of the leading cadre of the Committee for conducting harsh centralization policies, he never declared an open support for federalism as a solution. To the contrary, he sought for a new loyalty which would not instigate any ethnic or religious cleavages, but at the same time would provide the ground of legitimacy for the state. Thus he utilized and revised the Young Ottoman notion of vatan for the end of offering an inclusive ground for the people of Ottomans as an alternative to the exclusionist project of nationalism. Based on this analysis, the thesis argues that Ottomanism, which was perceived as a state policy after the Gülhane Receipt, and was theorized by an Ottoman intellectual Satı Bey in the Second Constitutional period remained a vital political alternative at least intellectually just before the dissolution of the Empire.

Atatürk Ilkeleri ve Inkilap Tarihi Enstitüsü’nde Yüksek Lisans derecesi için Ertuğrul Zengin tarafindan Aralık 2010’da teslim edilen tezin kısa özeti

Satı Bey’in Siyasi ve Toplumsal Fikirleri: Bir Osmanlı Vatanseveri’nin Fikriyatının İncelenmesi

Bu tez, Osmanlıcılığı çözülmekte olan İmparatorluğun sorunlarına ilişkin bir çözüm olarak savunan Osmanlı aydını Satı Bey’in siyasi ve toplumsal fikirlerini incelemektedir. Satı Bey başarılı bir bürokrat olmasının yanı sıra, Osmanlıcılık ideolojisini, “birey” i düşüncesinin merkezine alarak yeniden düzenleyen döneminin etkili bir düşünürüdür. “Bilim” ve “ilerleme” kavramlarının kılavuzluğunda bir çağdaşlaşma programını önceleyen Jön Türk ideolojisiyle, Genç Osmanlıların vatandaşların devlete olan bağlılıklarının temeli olarak ürettiği bir kavram olan “vatanı” kendi Osmanlıcılığında sentezlemiştir. Çağdaş düşüncenin taşıyıcısı ve Osmanlı Devleti’nin sadık bir vatandaşı olacak “yeni bireyin” yetiştireceği için ilköğrenime özel bir önem vermiştir. Devrinin kararlı bir Batıcısı ve Osmanlıcısı olarak, Türk milliyetçisi Ziya Gökalp, düşünür ve eğitimci İsmail Hakkı Baltacıoğlu ve Maarif Nazırı Emrullah Efendi gibi döneminin önde gelen düşünürleriyle çeşitli fikir çatışmaları yaşamıştır. Özellikle Ziya Gökalp’le olan tartışmaları Türk milliyetçiliğiyle Osmanlı Vatanseverliği’nin benzerlikleri ve farklılıkları, yaklaştıkları ve ayrıldıkları noktaları gözlemlemek açısından açıklayıcıdır. Satı’nın Ziya Gökalp’le eğitimin amacı üzerine başladığı tartışma milli bilincin bir varlık teşkil edip etmediği geniş tartışmasına dönüşmüştür.

Satı bireyin üzerinde var olacak toplum veya millet gibi herhangi bir aşkın varlığı kabul etmemektedir. Onun düşüncesinde bireyin varlığı, dışsal güçler ve fikri temellendirmelerden bağımsız olarak kendi öz iradesine dayanmıştır. Buna rağmen Satı Osmanlı İmparatorluğu’nun etnik kökenler doğrultusunda dağılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu bir zamanda Osmanlıcılığın bu denli bireyci tanımlanmasının getirebileceği noksanlığın farkındadır. Bireyci ve materyalist fikriyatında Osmanlı Devleti’ne sadakatin kaynağı olabilecek bir tasarıma yer açmak gerektiğinin bilincindedir. Bu noktada, federalizmi dağılma karşısında pratik bir çözüm olarak gören önde gelen Jön Türk fikriyatçıları olan Prens Sabahaddin ve Abdullah Cevdet’ten ayrılıyordu. Tam tersine etnik ya da dini farklılıkları tahrik etmeyecek fakat aynı zamanda devlete bir meşruluk zemini kazandırabilecek yeni bir sadakat arayışına girdi. Neticede ayrımcı bir proje olarak gördüğü milliyetçiliğe alternatif olarak Genç Osmanlıların ürettiği bir kavram olan “vatan” ı Osmanlı halkı için kapsayıcı ve içerici bir zemin teşkil etmesi için yeniden değerlendirdi ve kullandı. Bu incelemeye dayanarak bu tez Gülhan Fermanı’ndan sonra bir devlet politikası olan ve II. Meşrutiyet Devrinde bir Osmanlı aydını olan Satı Bey tarafından kuramsallaştırılan Osmanlıcılığın en azından fikri manada Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasından hemen önce güçlü bir siyasi alternatif olarak kaldığını ileri sürmektedir.