Özgür Burçak Gürsoy / The Opium Problem in Turkey, 1930 – 1945

An abstract of the thesis of Özgür Burçak Gürsoy for the degree of Master of Arts degree from the Atatürk Institute for Modern Turkish History to be taken September 2007

The Opium Problem in Turkey, 1930 – 1945

This study examines the opium problem in the early Republican Turkey with its political, economic and social aspects. Opium, as an agricultural commodity, conceptually transformed under the hegemony of modern–scientific medical discourse with the turn of the twentieth century, and became one that had to be economically, politically and legally restricted and controlled at both international and national levels. Turkey took part in this global change more in the 1930s. The opium was taken under the state monopoly by the new laws issued in 1933 for Turkey’s participation to the international conventions on opium, and by the enactment of these laws, its cultivation was limited, and its foreign trade was regulated and restricted. However, this process was quite tense for a country like Turkey, which was one of the most significant high–quality opium producers of the world, and this tension created an “opium problem” for all related actors until World War II. The war conditions both weakened the international control of the opium trafficking and increased the demand for opium. This dual effect was regarded as an opportunity by the Turkish political elites. The solution of the “opium problem,” which continued for almost a decade resulting in many economic and political tensions was found in the weakening the hegemony of the control-supporting approaches and in the abandonment of the restrictions to a great extent.

This thesis examines the opium problem in the specified era from the positions of both the Republican governing elites and the opium peasantry. The different approaches to the opium problem led to tensions and rifts among the Republican governing elite. The difference brought out mainly between the ones demanding to procure the necessary revenue for the young Republic from opium and the ones supporting to control opium under the hegemony of medicine, as a part of the world-wide discourse. The latter group was politically influential especially in the post-law period, while the former approach gained more power with the start of the war. For the opium peasantry, the new system arising from the laws led many kinds of problems, and caused the worsening of the economic and social conditions of the peasantry. Many aspects of this negative picture were the targets of the peasantry’s political reactions, resistances, and demands. These reactions were taken into account by the governing elite, and affected the course of governmental practices.

Atatürk Ilkeleri ve Inkilap Tarihi Enstitüsü’nde Yüksek Lisans derecesi için Özgür Burçak Gürsoy tarafindan Eylül 2007’de teslim edilen tezin kisa özeti

Türkiye’de Afyon Meselesi, 1930 – 1945

Bu çalismada, erken Cumhuriyet döneminde Türkiye’de yasanan afyon meselesi politik, ekonomik ve sosyal yönleri ile incelenmektedir. Afyon, zirai bir meta olarak yirminci yüzyilin baslangici itibariyle modern–bilimsel tip söyleminin tahakkümü altinda kavramsal bir dönüsüm yasamis ve hem uluslararasi hem de ulusal düzeyde ekonomik, politik ve yasal olarak kontrol edilmesi gereken bir hale gelmistir. Türkiye, daha çok 1930’lardan itibaren bu küresel dönüsüme dahil olmustur. Afyon, uluslararasi sözlesmelere katilmak için 1933’te çikarilan yeni yasalar ve bunlarin uygulanmasiyla devlet tekeline alinmis, üretimi kisitlanmis, ihracat ve ithalati düzenlenerek sinirlandirilmistir. Ancak bu süreç Türkiye gibi dünyanin en önemli kaliteli afyon üreticilerinden olan bir ülke için fazlasiyla sancili olmus ve II. Dünya Savasi yillarina kadar konunun bütün taraflarini kapsayan bir “afyon meselesi” yaratmistir. Savas kosullari hem afyon trafigininin uluslararasi kontrolünü zayiflatmis hem de afyona duyulan talebi arttirmistir. Bu ikili etki, Türkiye politik eliti tarafindan bir firsat olarak degerlendirilmistir. Yaklasik on yil boyunca ekonomik ve politik pek çok gerilim yaratarak süregiden “afyon meselesi”nin çözümü, kontrolcü yaklasimlarin egemenliginin zayiflamasinda ve kisitlamalarin büyük ölçüde terk edilmesinde bulunmustur.

Tezde, belirtilen dönemdeki afyon meselesi hem erken Cumhuriyet eliti hem de afyon köylülügü açisindan ele alinmistir. Afyon konusuna yaklasim, Cumhuriyet yönetici elitinin kendi içinde gerilimler ve görüs ayriliklari yaratmistir. Ayrisma temelde, afyondan genç Cumhuriyetin ciddi biçimde gereksindigi ekonomik kazancin saglamasini isteyenlerle afyonun dünya geneli söylemin bir uzantisi olarak tibbin kesin belirleyiciliginin kontrolünde olmasini tercih edenler arasinda yasanmistir. Özellikle yasalarin uygulanma döneminde ikinci tercihin temsilcilerinin belirleyici oldugu, savas yillarinin baslangici ile ise birinci istemlerin geçerlilik kazandigi görülmektedir. Afyon köylülügü açisindan ise, yasalarla getirilen yeni sistem çok çesitli sikintilar yaratmis ve köylülügün ekonomik ve sosyal durumunun kötülesmesine neden olmustur. Bu olumsuz tablonun pek çok yönü, köylülerin politik tepkilerinin, direnislerinin ve taleplerinin konusu olmustur. Bu tepkiler, yönetici elit tarafindan da dikkate alinmis ve iktidar pratiklerinin gidisatini etkilemistir.